Ülkemizde Kürt Sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?
Son Durum
Pollemik - Anket Sitesi
Özel Arama

12/11/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

DEVLET DÜZENİNDE ASKERİN YERİ

Devleti devlet yapan kurumlarıdır. Bu kurumların da görevleri anayasada sabittir ve anlaşılırdır. Türk Silahlı kuvvetleri de bu kurumlardan birisidir. TSK asırlar öncesine dayanan teşkilatıyla örnek bir düzene ve disipline sahiptir. Türk Milleti’nin var olmasında, bugünlere gelmesinde şüphe yok ki en büyük aktördür.  Türkiye Cumhuriyetini kuranlar da askerlerdir.  Bu ve bunun gibi birçok sebep; askeri,  devlet yapılanması içerisinde, kendini diğer kurumlardan farklı hissetmesine neden olmaktadır.  Kendi görevini sadece “milli güvenlik” olarak görmeyen asker, siyasete el atmayı, düzeni korumayı, kendi hazırladığı anayasalarla görev bilmiştir. Anayasada bulunan koruma ve kollama görevini de bu anlayışla yorumlayarak, demokrasi düzenindeki yerine bir türlü sığamamıştır. Halbuki Atatürk’ün bu konuda da tavrı çok nettir. Aslında asker bu devletin memurudur tıpkı bir öğretmen bir doktor gibi…

Askeri bürokrasinin kendisini seçilmişlerden yüksek görmesi; bu millete, bu devlete akıl almaz zararlar vermiştir. Türkiye’nin bu zaafını fark edenler askeri zaman zaman çok iyi kullanmışlardır. Bunu 27 Mayısta, 12 Martta, 12 Eylülde,28 Şubatta ve yakın tarihlerde gördük. Türkiye bu tarihlerin hangisinin ardından huzura ve refaha kavuşmuştur? Maalesef hiçbirinin… Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle başlayan bu süreç, askerin içinde ciddi yuvalanmaları peşinden getirmiştir. Asker kötü gidişatı düzeltirim anlayışıyla demokrasiyi sekteye uğratırken, birilerinin ekmeğine nasıl yağ sürdüğünü maalesef bugün geç fark etmiştir. Ayrıca ilginçtir ki askerin istemediği düzen ve fikirler, asker sayesinde milletin nezdinde büyümüştür ve millet tarafından sahip çıkılmıştır. Mevcut iktidar 28 Şubat darbesinin ve 27 Nisan muhtırasının ürünüdür.  Ne kadar planlı bir süreçtir; biz bunu bilemeyiz. Bilinen ve görülen ise, sandıktan çıkan tepkinin varlığıdır.

Yapılan darbelerin arka yüzünde hep birileri olmuştur. TSK’nin bizzat yürüttüğü bir darbe olmamıştır bu ülkede. Zaten darbe yapanlara baktığımızda bunu anlamak çok da zor değil. Mesel Kenan EVREN… Bırakın darbe yapmayı iki koyun verseniz, onları dahi güdemez. Bakınız Çevik BİR’e , Cemal Gürsel’e!  Her şeyi anlamak daha kolay olacaktır…Ben darbe yapanlar kadar siyasetçilere de kızıyorum. Darbe ardından normale dönülmesi ile birlikte, hiçbir şey olmamış gibi davrananları veya bazı darbeleri haklı görenleri anlamakta güçlük çekiyorum. Darbe yapanlara yargı yolunu açmayanlar demokrasi sınavında sınıfta kalmış demektir. Mesela mevcut hükümetin 27 Nisan muhtırasının karşısında dik durması cidden takdire şayandır. Ancak Yaşar BÜYÜKANIT’ın görevden alınmaması ve olayın yargıya götürülmemesi sınıfta kalındığının resmidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri yaşanılan tüm sorunlara rağmen milletimizin gözbebeğidir. Askerimiz milleti ile tekrar barışmalıdır. Milletin değerlerini görmemezlikten gelmemelidir.  Biz asker ocağını Peygamber ocağı olarak bildik ve öyle öğrendik.  Biz asker anasının başörtüsüyle uğraşan, siyasetle uğraşan askeri değil;  güçlü Türkiye vizyonunu tamamlayacak, modern bir ordu istiyoruz.

                                                                            FATİH EREN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

22/10/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

DIŞ POLİTİKA VE ERMENİLERLE İLİŞİKLER

Türkiye dış ilişkilerindeki diplomasi trafiğine süratle devam ediyor. Sadece dış ilişkiler yetkilileri değil, köşk de sürece ciddi katkılar veriyor. İlginçtir ki sanki Sayın Cumhurbaşkanı bakanlıktaki görevine aynen devam ediyor.

Türkiye tabi ki aktif bir diplomasi izlemeli ve bölgesinde söz sahibi olmalıdır. 1000 yıllık devlet geleneğine sahip bir ülke elbette susmamalı, Ortadoğu ve Kafkaslarda huzur ve barış adına üzerine düşeni yapmalıdır.

Ancak Türkiye bunları yaparken tamamen kendi öz iradesiyle hareket etmeli ve milletimizin onurunu incitecek siyasi hamlelerden özenle kaçınmalıdır.


Kapitalizmin hakim olduğu dünyada, ülkelerin ilk düşündüğü konu şüphe yok ki ekonomi ve buna bağlı ihracat ve ithalat faaliyetleridir. Artık diplomaside dost, düşman kavramları önemini yitirmiş ve ticari ortaklık, stratejik ortaklık önem kazanmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin, emperyalist devletlerle mücadele edebilmesi için, bu rekabetçi düzene ayak uydurması kaçınılmazdır. Artık ülkeler arası dostluklarda, siyasi yakınlığın yerini ticari yakınlıklar almıştır.

Komşularla ilişkilere her zamankinden daha fazla önem verilmeye başlanmış ve komşular arası sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Baktığımızda Türkiye de bu gayretin içersindedir. Yakına kadar PKK’ya İran, Irak, Suriye destek vermesine rağmen, bugün çok farklı bir hava hakimdir Ortadoğu’da… Bu havanın değişmesinde Türkiye tek başına bir irade olarak mı hareket etmiştir, bu tartışılır… Türkiye’nin ilk sorumluluğu bölgesindeki huzuru sağlamak ve okyanus ötesindeki ülkelere komşularını yem ettirmemektir...

Kurulan iyi ilişkiler sayesinde hem ekonomimiz canlanır hem de komşularımızla güvenlik sıkıntısını aşmış oluruz. Bugün Amerika Irak’tan çekiliyor. Türkiye yakıp yıkılmış Irak’ı sahiplenip önemli hamlelerde bulunursa kendisine çok iyi bir pazar ortamı oluşturabilir. Ayrıca birileri kalkıp Irak’ı üçe dörde bölerse Türkiye ve İran için de zor günler başlar.

Bu yüzden Irak’la olan ilişkilerimiz çok önem arz etmektedir. Ancak Türkiye’nin tüm bunları yapması için tek başına bir irade ortaya koyması şarttır. Aynı şeyler Ermenistan’la olan ilişkilerimiz için de geçerli. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Büyük devlet olmanın getirdiği bazı şeyler vardır. Türkiye birileri ile görüşmekten korkmaz, çekinmez. Ermeniler için de geçerlidir bu. Ancak ben isterdim ki ilk bizim ülkemize gelsinler, burada konuşalım. Atatürk böyle yapmıştır mesela; gitmemiştir, davet etmiştir hep.

Türkiye Ermenistan’la kurulan ilişkiler sayesinde sözde soykırım iftirasından da kurtulabilir. Bugün Ermeni Diasporası Sarkisyan’ı vatan haini ilan etmiştir.

Türkiye bu gelinen durumu çok iyi analiz etmelidir. Ermenistan gerçekten çok fakir bir ülkedir. Sınır kapılarının açılmasını da bu yüzden istemektedirler. Ancak 93’te kapıların neden kapandığı bellidir ve bugün de aynı şekilde nasıl açılacağı! Karabağ sorunu çözülmeden hiçbir şeyin olmayacağını herkese iyi hissettirilmelidir. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri seçilmesindeki yaşanılan siyasi başarısızlık umarım bu kez tekrar edilmez.

Her ne kadar imzalanan protokollerde Karabağ şartı söz konusu olmasa da bu konu da Türkiye’nin taviz vermeyeceğine inanıyorum. Bunun aksi söz konusu olursa Türkiye erken seçime kadar gidebilir.
Evet Azeri Gardaşlarımızı üzmeyelim. Ancak onlar da yardımcı olmalıdır bize. Bugün Azeri hükümeti Rusya’nın kucağına oturmaktan vazgeçmelidir. Türkiye de Amerikan’ın… Soğuk savaş dönemini anımsatan bu yaşananlar iki Türk Devletine yakışmamaktadır. Türkiye dış ilişkilerinde kendisi gibi olmalıdır. Osmanlı’nın torunlarına yakışan budur…

                                                                                                                    FATİH EREN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/10/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

5-6 Ekim ses kayıtları

http://rapidshare.com/files/289493176/boyun_anatomisi_-_E.__ae_FT__ae_Oae_LU.MP3.html  (sunum-1)

http://rapidshare.com/files/288973959/zafer_malazgirt_05.10.09.MP3.html (sunum-2)


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/10/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

BAKINIZ..


http://www.haberhilal.com/yazar-TURKIYE8217DE-MUHALEFET-SORUNU-317/


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

29/9/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

29 eylül salı gününün ses kayıtları(Gebelik Bloğu)


Ses kayıtları artık www.ibnisina.blogcu.com da




http://rapidshare.com/files/286471318/devran_bae_ldae_rcae_n_1.MP3.html(sunum-1)




http://rapidshare.com/files/286465782/devran_bae_ldae_rcae_n_2.MP3.html
(sunum-2)





Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/9/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

BAKINIZ...



http://www.haberhilal.com/yazar-TURKIYE8217DE-MUHALEFET-SORUNU-317/




Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/9/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

ABDÜLLATİF ŞENER VE TÜRKİYE’DE MUHALEFET SORUNU

"Çok partili siyasi hayata girdiğimiz günden bu yana Türkiye’de görev yapmış tüm belediye başkanları, Türkiye'deki çarpık kentleşmeden sorumludurlar. Bunun cezasını çekmelidirler. Hak ettikleri ceza idamdır. Ama Anayasamızda idam yoktur. Ama mutlaka cezaya çarptırılmalıdırlar. Hatta şu bile düşünülebilir. İdam cezasının kaldırılması ile ilgili maddeye bir parantez açılarak belediye başkanları hariç yazılabilir”.Sel felaketinde yaşananlardan ötürü sarf etmiş bu sözleri Abdüllatif Bey… Evet Türkiye çarpık kentleşmede de bir türlü köklü önlemleri alamıyor.Gördük işte yaşanan afet kaç tane can aldı. Aslında konu buraya gelince şehirlerimizin alt yapı sorunlarını da dile getirebiliriz… Ancak bu afet başkaydı gerçekten. Buna alt yapı filan dayanamazdı. Yerin 50 metre altına kazsan belki ancak! Ama ne yaparsın; gerçekleşebilecek afetlerin büyüklüğüne alt yapı yetemiyorsa şehri onu düşünerek kurarsın. Mesela dere yataklarının yerlerini değiştirmezsin, iskan politikanı buna göre ayarlarsın. Bu konu da çok haklı Abdüllatif Bey.Ancak onun derdi başka.Onun derdi can kayıpları değil.Eski başkanlara, yeni başbakanlara dokundurmak meseleyi.Önümüzdeki seçimde iktidar umuyor çünkü bir şeyler yapması lazım(!).Ama ben cidden Sayın Şener’e acıyorum ve biraz da kızıyorum.Kendisi çok ciddi çelişkiler içerisinde…Abdüllatif Şener bu sözleri sarf ederken hedef aldığı kişiler bellidir…Başta Tayyip Erdoğan ve  etrafındaki insanlara atfen konuşuyor.Doğrudur haklıdır Sayın Şener.Bu insanlar başkanlık dönemlerinde oy için yeterince bu sorunun üzerine gitmemişlerdir ve  kabul edilir ki bu insanlara hesap sorulmalıdır.Buna katılmamak mümkün değil.Ancak Sayın Şener’in de geldiği yer bellidir. İdam sehpasının yolunu gösterdiği kişilerle Türkiye’de bir vizyon kazanmıştır bu zat. O partinin kurucu üyesi olan ve hükümetinin başbakan yardımcılığını yapan da bir başkası değildir. Ancak Sayın Şener geçmişini bilmiyormuş gibi konuşuyor. Bu adamlar yanlış politikalarından ötürü bugün suçlu da 10 sene evvel suçsuz muydu? Adama sorarlar o zaman, bu adamlar 10 sene evvel de yanlış içinde ise sen niye yola çıkıyorsun bu adamlarla? .Partinin yanlışlarını fark edip ayrılmasını anlayabilirim. Ama bir insanın kendi eselerini yerden yere vurmasının izahı güçtür. Halbuki iktidar olmuşsun, her şeyi görmüşsün daha akıllı bir muhalefet sürdürmesi beklenirdi Sayın Şener’in. Bu şekilde halkı kandıramaz.İşte tam burada aklımıza gelen konu Türkiye’de ki muhalefet sorunu.Partilerimiz maalesef muhalefet yapmayı bilmiyor.Her şeye karşı çıkmayı görev edinenler var. Peki nasıl olmalı muhalefet?  Muhalefet aslında iyi muhalefet ve kötü muhalefet olmak üzere başlıklandırılabilir. Nedir iyi muhalefet? Bu milletin yararına olan her şeye evet diyebilmek, aleyhine olanlara ise sonuna kadar karşı çıkmaktır. Peki kötü muhalefet? Her şeye karşı çıkmaktır… İşte bunu halka anlatamazsınız,bu anlayışla siyasette başarılı olamazsınız.Unutulmamalıdır ki belli partileri iktidara taşıyanlar da muhalefet partileridir. İyi muhalefet de olmuyor değil, oluyor. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılması buna güzel bir örnektir. Köşkte, bu parti belki iktidar partisinden birini görmek istemiyordu ancak millet için, devlet için yapılması gereken bu idi. Bu anlayışa sahip bir muhalefet, her zaman bir iktidar adayıdır. Yine aynı şekilde Rahmetli Yazıcıoğlu da bize iyi muhalefet nasıl yapılır öğretmişti… Kuzey Irak operasyonu esnasındaki bireysel çabalarına hepimiz şahit olduk… Biraz yakın geçmişimize   baktığımızda da yanlış muhalefet uygulamalarını görmemek elde değil.  Mesela  22 Temmuzun sonucunu belirleyen de şüphe yok ki kötü muhalefettir… Muhalefetin 27 Nisan muhtırasının arkasında durması ve 367’yi icat etmesi; mevcut iktidarın oyunu o zaman ki anket sonuçlarına göre iki katına çıkartmıştır. Bu da kötü muhalefet. Peki ya Sayın Şener’in ki nasıl; onun ki maalesef ne iyi ne kötü…Ayrıca ilginçtir siyasi çizgisinde de ciddi değişiklikler var. İdamı destekliyor. Önceden özgürlükçü olan, liberal olan, oğlunun küpe takmasını bu anlayışla yorumlayan Sayın Şener şimdi idam diyor… Şunu da söyleyeyim; ciddiyet arz eden konularda ben de karşı değilim idama. Ancak Sayın Şener’in hali, vaziyeti içler acısı…

Sel felaketin de ise en çok üzüldüğüm konu; iki büyük partinin il başkanlarının sel felaketini bir siyasi malzeme halini getirip birbirlerini istifaya davet etmeleri oldu. Yaraların sarılması gereken günde, “biz de hata yok, hata siz de, siz yaptırmadınız.”diyen bir zihniyet bu ülkeyi yönetemez… Ramazan Bayramınız kutlu olsun…
     
                                                                                             FATİH EREN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/9/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

BAKINIZ..


http://www.haberhilal.com/yazar-ACILIM-DERKEN-303/



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/9/2009 · Kategori: ___FATIH EREN___

İsmail Kılıçarslan yazmış...

İsmail Kılıçarslan yazmış...

Bi düşün di mi? Bi dur, bi soluklan, bi farkına var! Senden büyük padişah, padişahtan büyük Allah var. Okuduğun üç beş kitabın, tanıdığın üç beş adamın, çıktığın üç beş ekranın, seni seven (sevdiğini zanneden) üç beş insanın oluşturduğu boş beleş havaya aldanıp da nerden gelip nereye gittiğini unutma. Sokakta kitap satıyordun aslanım. Paran varsa Yeni Harman sigarası alıyordun, yoksa borç yazdırıyordun alevi bakkala.

Bi düşün di mi? Ama düşünmezsin, modernsin sen çünkü. Sahip olduğun her yeni imkanı bir üst sınıfa atlama fırsatı, tanıdığın her yeni adamı önüne kulvar açacak anahtarcı, karşılaştığın her yeni durumu bir çeşit prestij aracı olarak görmekle meşgulsün.

Sırtındaki iki çantaya bir eskiciden aldığın kitapları, bir eskiciden aldığın umutları yükleyip, yere naylon serip… Uzar bu hikaye. Ama modernsin sen. Unutmaya meyyalsin. Vaktiyle dostlarınla bir yarım ekmeği bölüşebiliyordun, şimdiyse elde etmeyi umduğun bir başarının küçücük bir kısmını bile paylaşmaya yanaşmıyorsun.

Kimsin sen? Bi düşün di mi? Bu semtin seni ne hale getirdiğini, bu tişörtlerin, bu ilaçların, bu ahlaksız algının, bu hırsın, bu vicdansızlığın, bu düzlemsizliğin, bu duruşsuzluğun seni ne hale getirdiğini bi düşün di mi? Ama düşünmezsin. Çünkü Yaratıcının “çoğunuz akletmezsiniz” ayetinin muhatabısın, çünkü modernsin.

İkinci sınıf duyarlılıkların, basit ayak oyunların, şark kurnazlıkların, pozisyon alışlarınla artık o mağdur, o üzgün, o fakir çocuk değilsin. O yüzden unut artık şu mağduriyet edebiyatını, şu içi ezilen adam numaralarını, şu duyarlı insan ayaklarını…

Sesini değiştiriyorsun zaten. Bari yüzün sana kalsın aslanım.

İsmail Kılıçarslan

Gerçek Hayat

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/8/2009 · Kategori: ___Batuhan ORS___

Kürt Açılımına Bakış ( Sorunun Muhatapları )

 Son günlerde bir sorunu çözmek için midir ya da ülkemizi çözmek için midir bilinmez kiminin “Kürt Açılımı” kimininse “Demokratik Açılım” dediği süreç hızla ilerliyor.

Bu süreç içerisinde ülkemiz yıllarca kararlılıkla sürdürdüğü terörle mücadeleden terörle müzakere noktasına geldi ve terörist uzantıları ile masaya oturdu. Peki bu durum terörle bir şeyler elde edilebileceğinin mesajı değil midir? Kaybettiğimiz onlarca gencimize ve onların ailelerine saygısızlık değil midir? Bu mücadeleyi yenilmişçesine taviz vererek bitirecektik de neden on binlerce şehit verdik?

           

Açılım sürecini değerlendirmeye sorunun muhatapları ile başlamak istiyorum.

 

1.AKP Hükümeti Kürt sorununu çözmek için kimlerle masaya oturdu? Teröristlerle…Yani AKP Hükümeti PKK’yı Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olarak görmektedir.Şu unutulmamalı ki  Kürt vatandaşlarımızın temsilciliğine soyunanlar geçmişte Türk,Kürt ayrımı yapmadan on binlerce cana kıydılar.

 

2. Günümüzde Kürt vatandaşlarımızın temsilciliğine soyunan kişilerin Kürt olmaması dikkat çekici olduğu kadar sorunun çıkış nedenini bize göstermesi açısından da son derece önemlidir.

Kürt Halkının hakkını savunmak bu kişilere mi kalmıştır?

 

3.Bugün demokrasi, özgürlük, insan hakları, modernlik, gelişmişlik gibi ışıltılı sözlerle demeç verenler neden bölgenin gelişmesine köstek olanlara, sabah yapılan inşaatları gece yıkanlara tepki göstermiyor? Bölgenin gelişmesi kimlerin çıkarlarına ters düşüyor bunun değerlendirmesini milletimiz iyi yapmalıdır.

 

4. Ortada eğer söylenildiği gibi bir “Kürt Sorunu” varsa tek muhatap Kürt vatandaşlarımızdır. Peki bugüne kadar hükümet bu yönde bir görüşme yaptı mı? Hayır.

 

5.Köşe yazılarını takip ediyorum. Köşelerinden her iki tarafa da ateşkes önerisinde bulunan kendini bilmezler var. Onlara buradan iki taraf derken neyi kastettiklerini sormak istiyorum. PKK ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyetinin muhatabı olmuştur. Ateşkes, müzakere gibi durumlar ancak iki muhatap arasında olabilir.

 

Kısacası hükümet suni bir sorunu çözmeye yanlış kişileri muhatap alarak başlamıştır. Yanlış çıkılan yolun doğru hedefe vararak bitmesini beklemek ise başka bir yanlış olur.Zamanın milletimizin hayrına işlemesi dileğiyle…

Yarın : Bir Millet İnşa Ediliyor !

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::